Simplicity

"Simplicity is not a simple thing."
"Basitlik basit bir şey değildir."
Charlie CHAPLIN

24 Şubat 2017 Cuma

HALKA AÇIK TELEFON 2 (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

HALKA AÇIK TELEFON 2 (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

Gün akşam olmuş, trendeki insanlarda gözle görülür bir yorgunluk hali var. Uyuyan, ayakta uyuyan, uykuya direnen insanlar. Bir kısmı öğrenci. 

Vagonda çıt çıkmıyor, yalnız telefonda konuşan ve dilini yuvarlayarak konuşan, "ben" kelimesini, nasıl beceriyorsa, "ban" şeklinde telaffuz eden, bugün girdiği doktora tez izleme komitesinde yaşananları bütün vagonun heyecan içinde dinlediği, kendi kulağında sorun olduğu için herkesi sağır zanneden müstakbel bilim kadını hariç! 

O komite görevini iyi yapmamış! Doçent olan üye bilimden çok film peşinde anladığımız kadarıyla. Proflar da kolay ikna olmuşlar. Ne şanslı! 

Ayrıca erkek arkadaşını da çok ihmal ediyormuş dersler yüzünden!
Vagonda bir empati, bir empati, sormayın! Kızcağız neşelenince bakıyorum karşımdakilerde, yanımdakilerde bir gülümseme; kızcağız dertli konulara dalınca karşımdakiler, yanımdakiler sanki ben kötü bir şey demişim gibi bana asık suratla bakmalar...

Hepimiz merak içinde, birbirimizin gözlerine bakarak ayrılıyoruz trenden... Soru aynı: Ya yarın o alışveriş merkezine oğlan gelmezse?
AMBULANS ADAMLAR (SEYR-İ MÜLKİ -10.01.2017)

İstanbul'daki kar kış yüzünden Ankara'dan İstanbul'a doğru kalkmayı göze alan her uçak çok kıymetli, her kaptan çok cesur ve saygın bugün.

Bilet kontrolünü de geçip uçağa binmek üzere körükte kuyruk olan insanlar hafif soğuktan ürpererek bekliyorlardı.

O sırada arkada bekleyen bebekli bir anneye ve yanındaki küçük kızına nezaket sahibi bir beyefendi:

"-Bebeği üşütmeyin, zaten önceliğiniz var, siz buyrun geçin uçağa" dedi.

Anne teşekkür etti ve koridorun duvar tarafından kendisine yol verenlere teşekkür ederek ilerlemeye başladı.

Bir iyilik yapma fırsatı yakalamış olmanın heyecanıyla herkes yol verirken bebekli anne ve küçük kıza verilen "güvenlik şeridi" birden bunları izleyen "uyanıklarla" doldu.

Önümdeki iki gençten biri durumu özetledi:

"Aynı ambulansın ardına takılan arabalar gibi, bunlar da bebeği takip ediyorlar!"

Bir şey dikkatimi çekti; bu "takipçilerin" hiç biri bekleyen başkalarının yüzüne bakamıyor, ya yere ya da duvara bakıyorlardı!

Utanma duygusu hala var yani!
HALKA AÇIK TELEFON SOHBETİ (SEYR-İ MÜLKİ -10.01.2017)

Sabah Kızılay'dan havaalanına giden otobüse bindiğimde doğrusu bir kişinin bu kadar rahatlıkla, telefonda ve bağırarak anlattığı özel, iş, siyaset vb ilişkilerine muttali olmayı beklemiyordum.
Diyarbakır şivesiyle ve oturduğumuz arka sıralardaki koltuklardan şöförün de duyacağı bir tonla anlattıkları sayesinde Rusya'daki şirketin durumu, Ankara'da hangi bürokratın hangi siyasiyle arasının sıkı fıkı olduğunu, dün kimleri ziyaret ettiğini, gece hangi işkembecide çorba içtiğini ve otele vardığında ne kadar yorgun olduğunu öğrendik.
Arada böğrüne dirsek atarak uyardığı yanındaki arkadaşını da olaya katmak için telefondakine sordu:
"-Yanımda kim var biliyor musun?"
Karşıdaki Ankara'nın nüfusunu dikkate aldığımızda şansının beş milyonda bir olduğunu söylemiş olmalı ki ona ipucu da verdi:
"-Yok lo; bu hemşerimiz!"
Karşıdaki bunun nereli olduğunu unutmuş olmalı ki ipin ucunu biraz daha uzattı:
"-Diyarbakırlı oglım!"
Bilememiş olmalı ki artık adını söyledi yanındakinin. Beş on dakika sonra kapattı telefonu ve yanındakine telefonda iş ortağıyla konuştuğunu söyledi. Ortağının çok dürüst, duygusal ve hassas biri olduğunu, hemencecik ağladığını, bu kadar içten birinden kötülük gelmeyeceğini anlattı. Şirketin yönetimini de tamamen ona bırakmıştı.
Yanındaki ortağının adını sordu. O da filan kişi dedi.
Yanındaki şaşırarak "O mu ortağın? Bilirim ben onun duygusallığını, hassaslığını" dedi. "Benim de ortağımdı. Şimdi hem ben hem anam ağlıyor onun yüzünden!"
Telefondaki havaalanına kadar çıt çıkarmadı. Muhtemelen çok uzun bir süre de konuşamayacaktır, riskleri düşünmekten!

ACELECİ (SEYR-İ MÜLKİ - 13.01.2017)

ACELECİ (SEYR-İ MÜLKİ - 13.01.2017)

İstanbul Atatürk Havaalanı... 
Uçağa geçiş için son kontroldeyiz. Nereye giderse gitsin bütün yolcular yan yana dizili kontrol noktalarından geçiyor. Vakit biraz daraldı, yaklaşık yarım saat var kalkışa. Binişlerin başladığını ekrandaki "uçağa gidiniz-boarding" yazılarından anlıyoruz.
Önümde 4 kişi var, biri arada çıkarıp x-ray cihazından geçmesi için tepsiye koyduğu saate bakıyor ama sakin. Benden sonra da 4-5 kişi var; yani çok kalabalık değil.
Tam bu sırada nefes nefese kalmış, daha rahat koşmak ve nefes alabilmek için olsa gerek gömleğin üst düğmesini açmış ve boynunda takılı kravatı oldukça gevşetmiş, hafif kilolu, bir elinde küçük çantası, diğerinde paltosuyla memur olduğunu düşündüğüm biri sıradakileri geçerek en öne vardı:
"-Uçağım kalkıyor, izin verin geçeyim" dedi.
Sık sık saati kontrol eden adam birden parladı:
"-Geç kardeşim sıraya, hepimizin uçağı kalkıyor!"
Bu tepkiye diğeri de sert tepki verdi. Derken güvenlik devreye girdi, araladı. Sıradaki bizlerden izin alınarak acelesi olanın geçmesi sağlandı. Ondan iki kişi sonra da "saatçi" geçti. Biraz sonra da ben geçtim ve Ankara uçağı biniş salonuna vardım, kimse yok, bileti okutup uçağa geçtim. Ön kapıdan arkaya doğru ilerlerken baktım "aceleci memur" 7. sırada oturuyor. Ve tam arkasında da "saatçi!"
Benim yerim de 9. sıradaki cam kenarı.
Üçümüz de arka arkaya sıralandık. Meğer hepimiz Ankara'ya uçuyormuşuz.
Yalnız "aceleci" hala zor soluyor, "saatçi" de burnundan soluyordu

HATALIYSAM... (SEYR-İ MÜLKİ - 14.01.2017)

HATALIYSAM... (SEYR-İ MÜLKİ - 14.01.2017)
İstanbul... Dün...
Havaalanına gitmek için metrodayım. 
Ahmet Emminin bahçesinden elma çalıp kaçarken iğde dallarına takılıp yırtık yırtık olmuşa benzeyen pantolonlarıyla ve bu kış günü üzerlerine giydikleri, yıkanmış da çekmiş hissi veren yelekleriyle herkesin dikkatini çeken iki genç kız...
Karşı tarafta "keven saçlı", reklamlardaki "bonus"a benzeyen bir genç...
Kızlar delikanlıya doğru bakıp kendi aralarında konuşup kıkırdaşıyorlar...
Delikanlı ilgi odağı olmanın verdiği hoşluk ile "acaba bende komik bir şey mi var?" şüphesi arasında gidip geliyor...
Bir süre sonra delikanlı durakta inmek üzere -kızlara son bir bakış attıktan sonra- kapıya doğru yönelince sırtı bize döndü ve kızların neden güldükleri anlaşıldı.
Sırt çantasına kağıttan bir şerit yapıştırılmış ve üzerinde de "Hatalıysam ara: 05432.." yazısı okunuyordu.
Bunu gören bir kaç kişi daha gülümsedi ama kimse delikanlıyı uyaramadı. 
Durakta indi...
Kağıt şerit sallanıyordu sırtında.
Arkadaşları saçlarını kıskanmış olmalı!

SAZ TELİ (SEYR-iMÜLKİ -15.01.2017)

SAZ TELİ (SEYR-iMÜLKİ -15.01.2017)
Arabada TRT TÜRKÜ dinliyorum.
Bir türküden diğerine geçerken sunucu kızımız arada hap niteliğinde kısacık bilgiler veriyor.
Tam şu anda dedi ki "Türküler bir yerden başka yere taşındığında formatı, söylenişi değişir. Biz buna "VARYANT" adını veriyoruz."
Türkün müziği türkünün türlerini anlatmak için Türkçe bir kelime bulamayıp "varyant"ı bulanlar... Ben de sizi Allah'a havale ediyorum!
Geçenlerde saza tel alırken
"-Abi bu Avrupa tel, daha iyi ama biraz pahalı" diyen sazcı sorduğum,
"-Saz bizim, türkü bizim; Avrupa nereden biliyormuş saz telini?" sorumun cevabını düşünüyor hala!
Özenelim bakalım!

ANERŞİT! (SEYR-İ MÜLKİ - 16.01.2017)

ANERŞİT! (SEYR-İ MÜLKİ - 16.01.2017)
Ankara-İstanbul treni... Karşı koltuğa oturan saçı sakalı karışık, gözleri kakülleri arasından arada görünüp kaybolan ve kılık kıyafetine bakıp sadaka veresiniz gelen genç ortak kullanacağımız masayı öyle güzel düzenledi ki şaşırmamak mümkün değil!
Boyutları en fazla 80x100 cm olan masanın kendine düşen 1/4'üne önce büyükçe bir dizüstü bilgisayar, yanına bir defter, defterin üstüne bir kalem koydu.1/4'ün 3/4'ünü kaplayan bilgisayar dışında, kalan 1/4'lük alana elinde getirdiği ağzı kapalı plastik bardaktaki kahvesini diğer yana, pet şişe suyu ve bisküviyi kahvenin önüne, cep telefonunu bilgisayarın benden tarafına, önceden fişe taktığı şarj cihazının toplanmış kablolarının olduğu yere bıraktı.
 Masanın 1/4'lük kısmı 4/4'lük dolmuştu. Yan kısmı ve bizim önümüz boş olduğu halde hiç rahatsızlık vermeyecek şekilde kendi sınırları içinde hareket ediyordu.
Doğrusu "anerşit" görünümlü genç şaşırtıyordu.
Kulaklığını çıkarttı ve açılması için önceden düğmesine bastığı bilgisayara takmak için uzandığında bir türkü başlamıştı bilgisayarın müzik çalarından:
"Dünya umuruna meylini verme
Sen de kurtulmazsın ecel elinden
Ben filanım diye göğsünü germe
Sen de kurtulmazsın ecel elinden"
Sonra kulaklığı taktı, gözlerini kapattı, derviş gibi hafiften sallanmaya başladı...
Haftaya okkalı bir dersle başladık!