Simplicity

"Simplicity is not a simple thing."
"Basitlik basit bir şey değildir."
Charlie CHAPLIN

24 Şubat 2017 Cuma

BİR KIŞ YOLCULUĞU (SEYR-İ MÜLKİ - 17.01.2017)

SEYR-İ MÜLKİ (17.01.2017)
BİR KIŞ YOLCULUĞU
Yıl 1994... Mevsim kış... Mersin'den Kayseri'ye gidiyoruz otobüsle. Sahildeki ılıman hava Tarsus sınırlarını geçerken soğumuş Pozantı'dan sonra artık karlar görülür olmuştu.
Bu güzergah Faruk Nafiz ÇAMLIBEL'in meşhur HAN DUVARLARI şiirinde geçen güzergahın başları idi:
"Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı..."
Kıvrım kıvrım yolları geçerek Ulukışla yol ayrımından döndük... Yollar artık buz idi. Otobüs sabit bir hızla tırmanmaya başladı yokuşu...
"Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya."
Ara not: Karlı buzlu yolda aracın hızıyla oynamamak gerek. Kurulu düzeni bozmak gibi olur sonuç: Ya kayar, ya patinaja (badanaj) geçer, ya bir şey olur. Aklınızda olsun. Sabit ve makul bir hızla, 2 veya 3.vitesle seyretmek lazım.
Bizim otobüs böyle giderken önündeki otomobil sürücüsü yukarıda yazdığımı okumamış olmalı ki birden patinaj yapmaya başladı. Çok yaklaşmıştık otomobile. Otobüs sollamak istedi ama karşıdan gelen arabayı da görünce mecburen durdu, otomobile çarpmamak için. Yolcular ve muavin inip öndeki otomobili ittiler, o gitti. Ancak bizim otobüs mümkün değil kalkamıyor yerinden. Buzda boşta dönüyor teker, hasbelkader dişi tutsa biraz asfaltı söküyor ama yine de kalkamıyor. Yırtıyor yeri... Ama nafile.
"Ellerim takılırken rüzgârların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına."
Çaresiz, geri geri ve ağır ağır yokuşu inmeye başladı şoför ki düzlüğe inip hızlanabilsin. Yaklaşık bir kilometre gitti böyle. Durdu ve ileri vitese attı, ama yine tam istediği gibi ileri atılmıyor koca araç. Dediler ki bütün yolcular arkaya yığılsın ki arka tekere yük binsin, dişi tutsun. Öyle yaptık. Tekerin dişi asfalta kadar iniyor ama yine tam hareket yok.
Muavin bize "siz arkada yığılı durun, ben tekerin altına battaniye atacağım" dedi ve o soğukta ince bir kıyafetle indi araçtan. Pencereden görüyorum, bagajdan çıkardığı bir battaniyeyi arka tekerin önüne serdi ve şoföre işaret etti sür diye. Şoför hafiften gaza bir bastı ve teker battaniyeyi aldığı gibi geriye fırlattı ancak biraz da kıpırdamıştı otobüs. Cevval muavin hemen yeniden serdi battaniyeyi önüne tekerin, yine fırlattı teker ve muavin yeniden toplayıp serdi. Bu arada teker buzda boşa dönüyor ama battaniye atınca azıcık ilerliyordu.
İş inada binmişti... Teker fırlatıyor muavin yeniden seriyor, teker fırlatıyor, muavin yeniden seriyor; azıcık hızlanıyoruz, muavin seriyor, teker fırlatıyor, sıra kime gelirse kendinden bekleneni yapıyordu... Derken patinaj yapmadan ilerlemeye başladı otobüs ve biraz sonra ikinci vitese geçti...
Evet ilerliyorduk, herkeste bir sevinç, şoföre, ustalığına övgüler... Ama asıl muavinin fedakarlığı alkışlanıyordu ki biri bağırdı yolculardan:
"Muavin dışarıda kaldı. Binemedi arabaya!"
Hayda!
Şoför de o karmaşada onu fark edememişti ve geriye doğru baktık ki muavin elinde battaniye koşup duruyor ama bizim durmamız mümkün değil. Biraz sonra o da bıraktı koşmayı zaten ve artık yırtılmış olan battaniyeye sarıldı, bize sırtını döndü ve yokuşun başladığı yere doğru geri gitmeye başladı. Şoför "bir arabaya biner gelir, duramam" diyordu, bir yandan gözü yolda.
Muavin artık görünmez olmuştu, biz de belli bir hızda gidiyorduk. Yokuş olduğu yetmezmiş gibi ileride keskin bir de viraj vardı, şoför en çok oradan korkuyordu.
"Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar"
Arabadakilerin maneviyatı güçlenmiş, ilahi düzenin sahibini sorgulayanlar tövbeye gelmiş, buradan sağ çıkılırsa kesilmesi vaat edilen kurban sayısı 30-40'ı bulmuştu. Şoförün korktuğu viraja varınca artık sesli dualar, tekbirler duyuluyor, kadınların en yakınlarındakilere sımsıkı sarıldığı görülüyordu. O virajı da geçtik ve önümüzde uzayan yokuşta tırmanmaya devam ettik.
Artık yokuşun başı görülüyordu, şartlar sebebiyle artık kader ortağı olmuş ve aralarındaki resmiyet kalkmış olan yolcuların hepsinde bir rahatlama, şükür ifadeleri, şakalaşmalar, sesli gülemeyenlerde gülümsemeler...
Tam yokuşu bitiryorduk ki tekerlerinde zincir takılı bir kamyon sollamaya geçti bizi; yanımızdan çok hızlı geçemediği için biz de kamyonu izliyorduk; birden gördük ki kamyonun şoför mahallinin yolcu kısmında bizim muavin oturuyor. Yolculardan onu fark edenler ona el sallıyor, alkışlıyorlardı. Muavin de camı indirdi ve muzaffer bir edayla battaniyeyi çıkarıp salladı bize doğru.
Yalnız tam otobüs şoförünün hizasına gelince battaniyeyi değil yumruğunu sallamaya başladı.
Şoför "çocuk kızmış bize herhalde, yokuşun başında iner kamyondan biz de alır devam ederiz yolumuza" dedi ön koltuklardakilere.
Biraz sonra yokuş bitmiş, önümüzde Faruk Nafiz'in dediği düzlük başlamıştı:
"Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi."
Muavini götüren kamyon uzaklaşmış, artık bir nokta gibi görünüyordu ufukta, ama görünürde muavin yoktu... Yokuş bitmiş, kamyon gitmişti ama muavin yoktu...
Şoför kafayı iki yana sallayıp gülümsedi kendi kendine... "Deli çocuk" diyordu, "deli çocuk, alırız bir battaniye, ne var o kadar kızacak.."
O sallanan yumruğun sebebi anlaşılıyordu artık...
"Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
"Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu? "
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
Dedi: "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende! "

ÇİN MALI (SEYR-i MÜLKİ - 18.01.2017)

SEYR-i MÜLKİ 18.01.2017
ÇİN MALI
2011 yılı...Mayıs ayı olmalı... İngiltere'deyiz bir proje kapsamında. Londra'nın meşhur alışveriş caddesi Oxford Street'e açılan ara sokakların birinde telefon aksesuarları satan bir işyerine girdim.
Tezgahtar konuşkan bir "çekik gözlü". Bizim gözde çekik biraz; ya ondan hemşeri görmüş olmalı ya da gözüne kestirdiği için (Kayserili olduğumu söylememiştim) adam birden "Kayserili tezgahtar" moduna geçti... Anlatıyor da anlatıyor. Neredeyse "iç bir yeşil çayımızı gadasını aldığım, malı da almazsan alma" diyecek!
Satacak illa.
En sonunda dedim ki "alacağım ama doğru söyle bu Çin malı mı, yoksa o markanın orijinal üretimi mi?"
Tezgahtar birden kahkahayı bastı: "Artık her şey Çin malı mister; ben bile Çin üretimiyim!"
Çin mallarının hepsi çakma değil demek ki, dürüst olanları da varmış! Bu "mal"ın samimiyetinden dolayı o "malı" aldım.

GÖMLEĞİN ÜST DÜĞMESİ (SEYR-İ MÜLKİ - 20.01.2017)

SEYR-İ MÜLKİ (20.01.2017)
GÖMLEĞİN ÜST DÜĞMESİ
"Ankara treni dördüncü peron beşinci yoldan kalkmak üzere" anonsu trene geçiş için son kontrollerin yapıldığı kuyruktakilerin biraz daha ileri doğru birbirlerini sıkıştırmalarına sebep oluyordu. Kontrol noktasını geçen her yolcu ağılın kapısı açılıp da çimlere doğru seyirten buzağı gibi trene doğru koşuyordu...
Gerçekten vakit daralmıştı ve yeri en son vagonda bile olsa insanlar bir an önce bu demir yılana kendilerini atıp işi garantiye almak için ilk vagona üst üste yığılıyordu.
Benim de yerim bu ilk vagondaydı. Bu akan yolcu kalabalığı içinde bindim vagona ama ne vagon!
İçerisi deniz yoluyla kaçmaya çalılan mültecilerin bindiği tekne gibi! İstiap haddini geçmiş, istif olmuş insanlar.
11/A koltuk numarasına kadar ancak tren hareket ettikten 10 dakika sonra vardım. Vardım ki koltuk dolu. Oturan gence "burası benim koltuk galiba" dedim. Genç "buyrun, geçin; benim ki de 5/A ama oraya biri oturmuştu, kalabalıkta yer değişemedik ben de burası boş diye oturdum" dedi ve artık koridoru boşalmış vagonda kendi koltuğuna gitti.
Ben yerime oturduktan sonra baktım ki vagonda bir dalgalanma başlamış... Gencin yerinden kaldırdığı orta yaşlı kişi 8. sıradaki koltuğa geldi, bileti oraya ait olmalı ki oraya oturdu ve onun kaldırdığı üniversiteli başka bir sıradaki koltuğa gitti, orada da aynı değiş tokuş...
Vagonda biri kalkıp biri oturuyor.. Meksika Dalgası gibi. Böyle sanırım 6 kişi yer değiştirdi. Sonunda duruldu dalga. Galiba ben başlatmıştım dalgalanmayı...
Gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenince bu da kaçınılmaz olmuştu.

KAÇIŞ ÜSTÜNLÜĞÜ (SEYR-İ MÜLKİ 31.01.2017)

SEYR-İ MÜLKİ
31.01.2017
KAÇIŞ ÜSTÜNLÜĞÜ
Yoldayız... Anayoldaki kavşağa yaklaştığımız için yavaşlıyorduk. Önümüzde Karayollarına ait tepesi turuncu sirenli bir pick-up, onun önünde tepesi kırmızı sirenli bir jandarma minibüsü ve arkada resmi plakalı bir otomobilde de biz...
Şöförümüz birden bire arabayı hızlandırıp önümüzdeki yavaşlayan araçları solladı ve kırmızı ışıkta duran araçların en önüne geçip durdu.
Şoföre neden böyle yaptığını sordum.
"Efendim, arkadan gelen pancar yüklü tır sürekli selektör yapıyordu, hızlıydı; duramayıp bize çarpması ihtimaline karşı kaçtım, öne geçtim." dedi.
Gerçekten biraz sonra müthiş bir korna ve fren sesiyle tır sol yanımızdaki boş şeritte "kelle" kısmı anayola çıkarak güçlükle durabildi.
Geçiş değil "kaçış üstünlüğü" ile bir kazayı atlattmıştık.

İNEKLİK (SEYR-İ MÜLKİ 03.02.2017)

SEYR-İ MÜLKİ ‬
‪03.02.2017‬
‪İNEKLİK!
‪Sabah... Eskişehir'den vekalet ettiğim ilçeye doğru yoldayız.
Önümüzde eskiden köy ‬olup bir gecede "şehrin mahallesi" olan yerleşim yeri...
Köy/mahallenin girişindeki trafik levhasında bir inek tasviri!
"Dikkat; evcil hayvan çıkabilü!"
Aklıma kız kardeşimin anlattığı, bir arkadaşının ehliyet kursundaki bu levhaya ait yorumu geldi:
Müstakbel "trafik canavarı" kursta hocaya der ki "Hocam bu levha anlamsız; inek o levha olsa da geçer yoldan, olmasa da!"
Hoca sakinliğini korumaya çalışarak cevaplar:
"Evet, haklısın! İnek de senin gibi düşünüyordur muhtemelen; bu levha olsa da bu yoldan hızlı ve dikkatsiz geçer bazı İNEKler, olmasa da!"

ÖZEL SEKTÖR BÜROKRASİSİ (06.02.2015)

ÖZEL SEKTÖR BÜROKRASİSİ 
Bürokratik komedi sadece devlette değil, özel sektör de ondan aşağı kalmıyor. Elektrik faturasını hafife almamak lazım. Ne işlere yarıyor, bilemezsiniz. Üzerime kayıtlı olan Turkcell ve Avea telefon hatlarını abime devretmek istedim. Her ikisinin de müşteri temsilcisi bizden elektrik veya su faturası istedi. Sebebini sorduk;
-“Adres doğruluğunu teyit etmek için” dediler.
Ama kayıt yapılırken;
-“Telefon faturaları adres olarak elektrik faturasındaki adrese değil de vereceğimiz başka bir ev adresine gelsin” dedik.
-“Tamam” dediler. Söylediğimiz diğer adresi yazdılar. Beyanımıza güvendiler! Biz şaşkındık. Ama en az bizim kadar onlar da “şaşkın” anlaşılan. Bir şey istiyorlardı, ama başka şey yapıyorlardı. Akıllarını karıştırmamak için;
- “Faturadaki adresi kullanmayacaksanız neden fatura istediniz?” diye sormadık.
Bu hatlardan biri kontörlü hat idi. Hem bu hattı abime devretmek hem de faturalı hatta geçmesini istedik.
- “İki talebinizi birden alamayız” dediler.
- “Sebep?” dedik.
-“Öyle!” dediler.
“Peki” dedik.
Önce devir işlemini yapacaklarını daha sonra faturalı hatta geçiş olacağını söylediler.
- “Ona da peki” dedik.
- “Devir için elektrik faturası gerek” dediler. Verdik.
- “3-5 gün içinde devir olur” dediler.
- “Bekleriz” dedik.
- “Devirden sonra gelip faturalıya geçiş için tekrar müracaat edeceksiniz” dediler.
- “İyi.na’apalım!” dedik.
3-5 gün değil ama 7-8 gün sonra devir olduğuna dair mesaj geldi. Şükrettik. Allahtan, sadece hat devrediyorduk. Ya hat tesis etseydik? Sonra faturalı hatta geçiş için gittiğimizde tekrar elektrik faturası istediler.
- “Geçen hafta vermiştik” dedik.
- “Ohhoo!” dediler. “Yine verin” dediler.
- “E son faturayı size vermiştik” dedik. “Bir sonraki ay faturasını mı bekleyelim?” dedik.
 Bir şeyler dediler.
Anlamadık.
Sonra bir tanıdık girdi araya. Faturalıya geçiş talebimizi kabul ettiler.
Bizi de canımızdan ettiler.

SABUN (SEYR-İ MÜLKİ 08.02.2017)

SEYR-İ MÜLKİ
08.02.2017
SABUN
Geçen gün Eskişehir-Mihalıççık'ta imal edilmiş ve aşağıda fotoğrafı bulunan kil, zeytinyağı ve meşe odunu külünden oluşan "kil sabun"u paylaşmıştım. Bu sabah yolda fotoğrafı görünce aklıma başka bir sabun hatırası geldi.
Yıl 2014. Siirt'teyim görevli olarak. Giderken meslektaşlar Siirt'in defne sabunundan almamı tavsiye etmişlerdi. Saçlar için besleyici, doğal olduğu ve bir çok faydasından bahsederek.
Ben de tavsiyeye uymak için birgün şoförümüze:
"Siirt'in sabununu övüyorlar, dedikleri gibiyse bir yerden biraz satın alalım" dedim.
Şoför arkadaşımız gayet samimi şekilde:
"Valla ben çocukluğumdan beri kullanırım. İşte durum! Karar sizin."dedi bir eliyle "kabak kafasını" gösterirken.
Gerçekten çok iyi temizlemişti sabun kafayı, tek kıl bile kalmamıştı!
Biz de sabun almak yerine Tillo'ya gittik.