100 dörtlük değil, 100 mermi anlayana!
(Değerli Hoca S. Burhanettin AKBAŞ'ın internetteki sayfasından 2006 yılında kopyalamıştım. Kendisine şükranlarımı sunarım.)
|
| GESİ BAĞLARI I Gesi Bağları’ndan gelsin geçilsin Kurulsun masalar rakı konyak içilsin Herkes sevdiğini alsın seçilsin Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 2 Gesi Bağları’nda dolanıyorum Yitirdim yarimi (anam) aranıyorum Bir çift selamına güveniyorum Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansım derdime 3 Gesi bağlarında bülbüller öter Ateşim yanmadan (anam) tütünüm tüter Bana bir hal olmuş ölümden beter Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 4 Gesi Bağları’nda üç ırgat işler Sıladan geliyor (anam) şu uçan kuşlar Anneler doğurur ele bağışlar Örtün pencereleri (anam) esmesin yeller Dertli olduğumu (anam) bilmesin eller 5 Gesi Bağları’nın gülleri mavi Ayrıldım yarimden (anam) gülemem gayri Yardan ayrılanın böyle olur hali Yas tutsun ellerim (anam) kına yakmayım Kör olsun gözlerim (anam) sürme çekmeyim 6 Gesi Bağları’nda tokaştım taşa Kardeş ekmeğini (anam) hakarlar başa Girip çalıştığım emeğim boşa Gel otur yanıma, hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 7 Gesi’ye giderken yolum ayrıldı Bindim arabaya (anam) başım çevrildi Siyah saçım sağ yanıma devrildi Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 8 Tıkır tıkır merdivenden inmedim Güle güle anam yar koynuna girmedim Cahil idim kıymetini bilmedim Atma anam atma , beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime. 9 Kuruldu kazanım harenim yoktur Söküldü sim saçım anam örenim yoktur Kapıdan içeri girenim yoktur Örtün pencereler anam esmesin yeller Dertli olduğumu anam bilmesin eller. 10 Bana gül diyorlar neme güleyim Ayrılık üzerimdeki, kime neyleyim Bir mektup gönder gönlüm eyleyim Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada, anamın kuzusu. 11 Bulamadım kır atımın gemini Süremedim anam gençliğimin demini Ben sürmedim eller sürsün demini Neyleyim dünyada anam yar olmayınca Domurcuk gül iken anam koklamayınca. 12 Çattım ocağıma hürmetim yoktur Döktüm zülfü saçı anam örenim yoktur Anamdan babamdan gelenim yoktur Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu. 13 Enginli yüksekli kayalarımız Gam ile yoğrulu anam mayalarımız Doğurmaz olsaydı analarımız Neyleyim neyleyim hep alınım yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu. 14 Urganım atmadık dallar mı kaldı Başıma gelmedik anam haller mi kaldı Beni söymedik diller mi kaldı Ne deyip ağlayım, anam alın yazgısı Kader böyle imiş anam onmaz bazısı. 15 Şu görünen bahçe m’ola bağ m’ola Şu dağın ardında yarim var m’ola Oturup da beni yad eder m’ola Atma anam atma beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime. 16 Sac üstünde fısır fısır bazlama Küçük iken ciğerlerim gözleme Ben diyorum gelir diye gözleme Örtün pencereler, anam esmesin yeller Dertli olduğumu anam bilmesin eller. 17 Gesi bağlarında şıvga dalım yok Derdimi söylesem anam dinler yarim yok Herkes güler oynar sorgu sual yok Ben gülsem oynasam anam yasak diyorlar Yarını elinden anam alsak diyorlar. 18 Gesi’ye giderken yolum ayrıldı Bindim arabaya başım çevrildi Selvi saçım sol yanıma devrildi Ölüm olmasın da anam ayrılık olsun Bize sebep olan anam içten vurulsun 19 Mezarımı geniş açın dar olsun Etrafı mor sümbüllü bağ olsun Ben ölüyom ahbaplarım sağ olsun El kadar alınımda türlü yazım var Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var 20 Ateş alıp ısınmadım korunda Güle güle anam yar gezmedim kolunda Methim gezer elalemin dilinde Atma anam atma, beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 21 Bülbül gelmiş gül dalına konuyor Hangi dala yuva yapsa kuruyor Herkesin yari yanında duruyor Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 22 Bülbülüm uçtu da kafesi durur Ne güzel ellerin (anam) babası durur Babasız yuvada evlat mı büyür Örtün pencereleri (anam) esmesin yeller Dertli olduğumu (anam) bilmesin eller 23 Yazmam gül yaprağı düremem gayri Yalnızım evlere (anam) giremem gayri Bana bir hal oldu diyemem gayri Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 24 Gesi bağlarında kılarım namaz Kılarım kılarım halka yaramaz Haktan geldi bize bir ulu niyaz Örtün pencereleri değmesin yeller Bugün efkarlıyım gelmesin eller 25 Gesi Bağları’nın gülü olayım Arayı arayı yari bulayım Gül bülbülden başkasına sorayım Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmeyen ben o yari neyleyim 26 Gesi Bağları’nda kamber tay olur Anam andıkça aklım zay olur Ayrılık dediğin birkaç ay olur Örtün pencereleri esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 27 Şu dereden akan bulanık seller Derdim içimdeki ne bilsin eller Oturup ağlasam divane derler Ne deyim ne ağlayım hep alnımın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 28 Sandıktan basmamı giyesim geldi Ciğerim anamı göresim geldi Varıp iki elini öpesim geldi Örtün pencereleri esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 29 Tandıra et vurdum yiyesim geldi Ciğerim anamı göresim geldi Açıp mezarına giresim geldi Ne deyim ağlayım hep alnımın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 30 Gesi Bağları’nda bir top gülüm var Hey Allah’tan korkmaz sana bana ölüm var Ölüm varsa bu dünyada zulüm var Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 31 Gesi Bağları’nda geçilmez yastan Dört yanım ıslandı yağmurdan yaştan Sağ yanım ağrıdı soluma yaslan Hep yalan mı oldu o geçen günler Bahçede ötmez oldu bülbüller 32 Gesi Bağları’nda açılmış güller Derdimi söylesem deli olmuş derler Seni sevdiğimi bilmesin eller Gel otur yanıma boyu posu güzelim Gülemem ağlarım ah çekerim gezerim 33 Gesi bağlarında kaynar karınca İçim kan ağlar anam yaşıtım görünce Ben bu dertten iflah olmam ölünce Hep yalan mı oldu anam o geçen günler Bahçedeki ötmez oldu anam bülbüller. 34 Gesi bağlarında yiğitler gezer Eller ne bilsin anam yüreğimi ezer Yarim gitti hasreti beni üzer Ben gülsem oynasam anam yasak diyorlar Varını elinden anam alsak diyorlar. 35 Gesi bağlarının köpeği olsam Koklayı koklayı anam anamı bulsam Bulduğum yerde öpsem koklasam Atma garip anam yazılara yabanlara Keşke verseydin köyümüzdeki çobana. 36 Gesi bağlarında bülbüller öter Anamın ekmeği burnuma tüter El kadar verseler o bana yeter El kadar alnımda türlü türlü yazım var Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var. 37 Gesi Bağları’nda bir oylum kaya Düşmüşüm sevdana ne diyon bana Bir yüzük yaptırdım yadigar sana Takın parmağına dar mı geliyor Gurbete gitmesi zor mu geliyor 38 Gesi Bağlarında yolun sağında Güller çiçek mi açar yavru bağrında Yavrusu koynunda elin yanında Yas tutsun ellerim kına yakmayım Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim 39 Gesi Bağlarında attım urganı Üstüme örttüler gurbet yorganı Benim anam çifte kessin kurbanı Ne deyip ağlayım hep alnımın yazgısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 40 Gesi Bağlarında dikili taşlar Benden selam söylen hey uçan kuşlar Memlekette kaldı yaren yoldaşlar Örtün pencereleri esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 41 Her boyadan bir boyalı taşım var Yaşım küçük ne belalı başım var Feleğinen döğüşecek işim var El kadar alnımda türlü türlü yazım var Evvel bir başımdı, şimdi körpe kuzum var 42 Anam kirmenini alsın eline Tarasın yününü taksın beline Gelsin baksın yavrusunun haline Ben gülsem oynasam yasak diyorlar Varını elinden alsak diyorlar 43 Başına bürünmüş el kadar astar Asker babasını yavrular ister Benim yarim diye yolunu gözler Neyleyim dünyada yar olmayınca Domurcuk gül iken koklanmayınca 44 Gesi bağlarında ötüşen kuşlar Hayıra çıkmadı gördüğüm düşler Yıldan yıla meyva veren ağaçlar Devşirdim çiçeği dalda ne kaldı Gidiyom gurbete burda nem kaldı 45 Gesi bağlarında salkım söğütler Anam yok ki versin bana öğütler Gün görüp gidiyor benden kötüler Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu 46 Ocağımı çattım herenim yoktur Söküldü sim saçım örenim yoktur Kapıdan içeri girenim yoktur Gel otur yanıma başımın tacı Ayrılık ekmeği zehirden acı 47 Gesi bağlarında açıldı güller Sevdiği yanımda sefada eller Hep bize tokandı yaramaz diller Ben gülsem oynasam yasak diyorlar Varını elinden alsak diyorlar 48 Arı olsam her çiçeğe konarım Yar yitirdim yana yana ararım Var mı benim şu Gesi’ye zararım Atma anam atma beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 49 Gesi dedikleri bir çatal dere Ahbaplar içinde yüreğim yara Çok emekler verdim vefasız yere Örtün pencereler esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 50 Yine kalaylandı sofanın taşı Silerim silerim gitmez gözümün yaşı Benim çektiklerim bir soysuz yası Meğer taşa biber ekilmez imiş Kötülerin kahrı çekilmez imiş 51 Anam beni ne hal ile doğurdu El kapısı hamur etti yoğurdu Gücüm yeter yetmez işler buyurdu Gurbet elde neler geldi başıma Anam yok ki şu derdime katıla 52 Anam mendilimi düremiyorum Yalnızım evlere giremiyorum Anasız babasız duramıyorum Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu 53 Anam yok ki ağıdımı dinlesin Babam yok ki şikayetim dinlesin Şu cahil gönlümü kimler eylesin El kadar alnımda türlü türlü yazım var Evvel bir başımdı,şimdi körpe kuzum var 54 Gesi bağlarında gülüm duruyor Hangi dala yuva yapsam kuruyor Bülbül bile kadersizi biliyor Ne deyip ağlayım hep alnımın yazısı Onmaz imiş güzellerin bazısı 55 Yazmam gül yaprağı düremiyorum Yalnızım evlere giremiyorum Söktüm sim saçımı öremiyorum Devşirdim çiçeği benim dalda ne kaldı Gidiyom gurbete benim burda nem kaldı 56 Bellettim bağımı yemedim üzüm Kaynattım pekmezi gelirim güzün Garibe vermezler bir salkım üzüm Neydeyim ağlayım alın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 57 Bu yıl çiçek çoktur dallar götürmez Dağlar diken olmuş kervan oturmaz Benim bağrım yaz olmuş sitem götürmez Eğil dağlar eğil yari göresim geldi Siyah zülfümü yüzüne süresim geldi 58 Yüceden kaldırın gelin ölüsü Elmalar donatın söğüt dolusu Bana derler kadersizin birisi Dertli diye çağırsınlar adımı Yazmamınan bağlasınlar başımı 59 Yazmam gül yaprağı karanfil irenk Aksine vuruyor devran-ı felek Gesi bağlarında Leyla diyerek Ah neyleyim şu alnımın yazısı Onmaz imiş güzellerin bazısı 60 Bana gül diyorlar neme güleyim Ayrılık serime düştü neyleyim Anamdan doğalı ben de böyleyim Gel otur yanıma boyu posu güzelim Gülemem ağlarım ah çekerim gezerim 61 Çırpını çırpını yuvadan uçtum Ağlayı ağlayı bu hale düştüm Getirin anamı babamdan geçtim Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş dünyada, anamın kuzusu 62 Çıra yanmayınca ceviz mi kavlar Ciğer yanmayınca gözler mi ağlar Oturum ağlasam divane derler Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 63 Gesi bağlarının yılanı olsam Dolanı dolanı yanına varsam Uyusam uyansam derdime yansam Hep yalan oldu o geçen günler Bahçede ötmez oldu bülbüller 64 Gesi bağlarını gördün mü bilmem Toprağına bağdaş kurdun mu bilmem Gizli sırlarıma erdin mi bilmem Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmeyen ben o yari neyleyim 65 Gesi bağlarından geçemiyorum Az doldur kadehi içemiyorum Anamdan babamdan geçemiyorum Ölüm olmasın da ayrılık olsun Bize sebep olan içten vurulsun 66 Gesi’ye giderken yolun sağında Güller açmış nazlı yarin bağında Yeni değmiş on üç on dört çağında Gel otur yanıma boyu posu güzelim Dost düşman yanında güler oynar gezerim 67 Gesi’ye giderken yolum ayrıldı Bindim arabaya başım çevrildi Siyah saçım sağ yanıma devrildi Eğil dağlar eğil yari göresim geldi Siyah zülfünü yüzüme süresim geldi 68 Eşik arasında fenerim yitti Feleğin ettiği gücüme gitti Bana ettiğini kimlere etti Atma garip anam beni dağlar ardına Kimseler yanmasın anam yansın derdime 69 Ellerin mektubu gelir okunur Benim yüreğime hançer sokulur Bugün posta günü canım sıkılır Atma garip anam yazılara yabana Keşke verseydin köyümüzdeki çobana 70 Evereğin bayırına düzüne Döndüm baktım karlar yağmış izime Uyma dedim uydun eller sözüne Sağ olanlar bir gün olur kavuşur Küs olanlar bir gün gelir barışır 71 Gesi’nin etrafı tozlu yol m’ola Salını salını gelen yar m’ola Urgan atsam ölsem ölüm zor m’ola Şimdi ben anladım onmadığımı Daha çilelerimin dolmadığını 72 Gesi’nin evleri kemer kemerdir Derdim içimde küme kümedir Ağlamak dururken gülmek nemedir Örtün pencereleri esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 73 Söktüm sim saçımı örenim yoktur Kapıdan içeri girenim yoktur Ağlasam sızlasam görenim yoktur Doğurmaz olsaydın anam başım belalı Bir murat almadım anamdan doğalı 74 Salkım söğüt gibi dallarım yerde Gözlerim gözlerim gözlerim yolda Götürün anama evleri nerde Gurbet elde neler geldi başıma Anam yok ki şu derdime katlana 75 Şu dağlara çıksam yolu arasam Mendilim elimde döne döne ağlasam Anam yok ki ben derdimi söylesem Ne deyim ağlayım alın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 76 Tel tel olur Kayseri’nin ovası Yüzüne bakmadım karın doyası Taze olur evlilerin boyası Ne deyip ağlayım alın yazısı Gülüp oynamıyor gelinlerin bazısı 77 Yüce dağ başına gelmesin eller Bu gün efkarlıyım açmasın güller Diz dize gelip de döktüğüm diller Ne deyip ağlayım bu böyle olmaz Kulların başına gelmedik kalmaz 78 Gesi bağlarından indi bir firek Bu mektubu yazan dertli bir yürek Gönderin anamı o bana gerek Yaz yaz mektubu postaya bırak Varamam yanına yollar pek ırak 79 Gesi’ye gidenin bağrı taş gerek Atı saltanatlı bir kardeş gerek Ağlamak dururken gülmek ne gerek Yas tutsun ellerim kına yakmayım Kör olsun gözlerim sürme çekmeyim 80 Sofraya oturdum gelin kız gibi Gözüme bakarlar imkansız gibi Ortadaki yemek acı tuz gibi Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 81 Güğümlere su doldurdum ılımış Benim kader ilk akşamdan uyumuş Ne yapayım dostlar yazım bu imiş Örtün pencereleri esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 82 Gesi bağlarını belleyen olsa Şu cahil gönlümü eğleyen olsa Beni de anama yollayan olsa Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 83 Gesi bağlarında kaynar kum idim Ben eller içinde yanan mum idim Ibdı Allah, sonra senden umudum Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim 84 Merdivenden tıkır tıkır inerken Yazması boynuma dolanır severken Uyumuşum ak gerdandan emerken Örtün pencereler değmesin yeller Bu gün efkarlıyım gelmesin eller 85 Gesi bağlarında has nane biter Bana bir hal oldu ölümden beter Sevdiğim ettiğin canıma yeter Yaz yaz mektubunu postaya bırak Varamam yanına, yollar çok ırak 86 Gül koymuşlar menekşenin adını Almadım dünyadan ben muradımı Ben ölürsem dertli koyun adımı Atma garip anam yazılara yabana Keşke verseydin beni köyümüzdeki çobana 87 Bu nasıl tecelli bu nasıl kader Derdim içimdedir ne bilsin eller Oturup ağlasam deli mi derler Neyleyim, neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu 88 Gesi bağlarında gül ile çayır Ana ben ölüyom başını çevir Kaynanam imansız, güveyin gavur Ne diyeyim ağlayayım alın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 89 Elimi atmadık dallar mı kaldı Başıma gelmedik haller mi kaldı Beni söylemedik diller mi kaldı El kadar alnımda türlü türlü yazım var Evvel bir başımdı şimdi körpe kuzum var 90 Gesi bağlarında gül ile susam Tecellisi olmaz yerine küsen Candan kimsem yok derdimi desem El kadar alnımda türlü yazım var Evvel yalnızdım şimdi kuzum var 91 Anam yok ki diye diye ağlasın Babam yok ki kuşağımı bağlasın Kardeş yok ki salacamda baş tutsun Atma garip anam yazılara yabana Keşke verseydin köyümüzdeki çobana 92 Bülbüle su verdim altın tasınan Yolunu beklerim bir hevesinen Günlerim geçiyor ah u zarınan Örtün pencereler esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 93 Gesi bağlarında gül ile nergis Sabahlar olmuyor sevdiğim sensiz Cennetin köşkünde duramam sensiz Ölüm olmasın da ayrılık olsun Bize sebep olan Allah’tan bulsun 94 Gesi bağlarında bir tarla nohut Anam ben ölüyom bir yasin okut Küçük kardeşimi yarime büyüt Örtün pencereler esmesin yeller Dertli olduğumu bilmesin eller 95 Dağdan yuvarlandı kayalarımız Gam ile yoğruldu mayalarımız N’ola taş doğuraydı analarımız Ne deyim ağlayım hep alın yazısı Kader böyle imiş onmaz bazısı 96 Kuruldu kanadım kefenim yoktur Kapıdan içeri girenim yoktur Gurbette anamın haberi yoktur Beklerim yolunu gelene kadar Çekerim derdini ölene kadar 97 Kütür kütür kırdın felek dalımı Kimselere diyemiyom halimi Ben sana ne yaptım Allah’ın zalimi Neyleyim neyleyim hep alnımın yazısı Gülmemiş bu dünyada anamın kuzusu 98 Gesi bağlarında dolanıyorum Yitirdim yarimi aranıyorum Bir çift selamına güveniyorum Eğil dağlar eğil gülleriniz açtı mı Benim sevdiceğim burdan geçti mi 99 Yağmur yağar ince elek tülbentten Kurtar Allah beni gayri gurbetten Ölmeyince kurtuluş yok bu dertten Yol ver dağlar ben gideyim sılama Sılam zümrüt yeşili buna nasıl dayana 100 Gesi bağlarında bir top gül idim Yağmur yağdı güneş vurdu eridim Evvel yarin sevdiceği ben idim Gel otur yanıma hallerimi söyleyim Halimden bilmiyor ben o yari neyleyim Gesi Bağları Türküsü, S.Burhanettin Akbaş-Mehmet Özet, Kayseri, 2001 |
Temize çekilmiş hali, aslında aslından kenara çekilmiş halidir.
Simplicity
"Simplicity is not a simple thing."
"Basitlik basit bir şey değildir."
Charlie CHAPLIN
2 Şubat 2015 Pazartesi
Gesi Bağları Türküsü (100 Dörtlük)
Etiketler:
Ağıt,
Gesi Bağları,
Gurbet,
Kayseri,
Türkü
9 Ocak 2015 Cuma
İLMÜHABER (Darbımesel)
Muhtar Recep KAYALIGünlerdir verdiği seçim mücadelesini kazanmış ve yatak-döşek içinde getirilen yaşlı Hüseyin Dede'nin verdiği oyla, rakibini bir oy farkla geçerek muhtar seçilmişti nihayet. Rakibi olan yılların kurt muhtarı Ahmet Emmi'yi devirmeyi başarmıştı. Mazbatasını hakimden alıp iki gün sonra Ahmet Emmi'nin yanına uğradı, muhtarlıkla ilgili defterleri ve mührü almak üzere. Ahmet Ağa olgun adamdı: "Allah yardımcın olsun Recep” dedi ve köy karar defteri ile birkaç diğer evrakı ve en önemlisi mührü teslim etti kendisine.Recep yeni bir havaya girmişti. "Daha dün ben de sıradan biriydim, şimdi muhtarım, köyün önde geleniyim” diye düşünüyor, yürüyüşünde meydana gelen değişikliği ve kasıntıyı fark etmiyordu. Ne de olsa, muhtardı bugüne bugün. Köylü işini ona danışacak, uygun görmediği şey köye yapılamayacak, bundan sonra kaymakamla, vali ile hatta bakanlarla muhatap olacaktı. Büyük adamdı vesselam.Yalnız, azıcık şu okuma yazma konusunda kaygılıydı. Sadece ilkokulu bitirebilmiş, ta o zamandan beri de ne yazı yazmış, ne de doğru düzgün okumuştu. "Olsun” dedi, "ben söylerim, oğlum Kerim de yazar. Ne olacak sanki altına mühür vurduktan sonra her kâğıt resmi olur. Koca muhtarın mühür vurduğu belgeyi de kim almayacakmış?”Muhtarlığın ilk günleri sakin geçti. Köylüler tebrik ediyor, hepsi kendisine oy verdiğini söylüyordu. Recep de bundan memnun, bir oy farkı unutmuş köylüsüne kucak açmıştı.Birkaç gün sonra, köyün gençlerinden Kadir geldi Muhtar Recep’in yanına. Kadir yeni evliydi. Köyde geçim zordu, tarlası tapanı yoktu. Köydeki konuşma aksanıyla "Recep Ağam, ben Adana’ya gideceam. Duyduğuma göre Çukuraa’da iş bulmak goleymiş. Bu batasıca çorak memlekette ekmek kazanacak toprak yok bende. Hanımınan düşündük, Adana’ya gidek, orda yerleşek dedik. Bize bir ‘elmaaber’ yaz da yolda başımıza bişe gelmesin ve gedince oradaki mıktara verek. Oraya yerleşek” dedi. Muhtar Recep "Hayırlısı olsun Gadir. Haklısın, bizim köyün arazisi kıraç, ektiğini alamazsın bile bu topraktan. Git yolun açık olsun” dedi. Dedi amma, şu ilmühaber nasıl yazılacaktı? Şimdiye kadar hiç ilmühaber yazmamış, işi olmamıştı. Adını duyuyordu ama nasıl bir yazıydı acaba? Galiba bu yazı muhtarın bir şeyi onaylaması veya bildirmesi ile ilgiliydi. "Mıktar elmaaber verdi miydi, gaymakam bile onu deeştiremez” diyordu köylüler. Demek ki, muhtar büyük adam, ilmühaber de önemli yazıydı.Çağırdı oğlu Kerim’i, "Kerim, oğlum, okula git, ööretmenden bi tene kâât getir kaleminen. Gadir emmine elmaaber yazacaak” dedi. Kerim dışarı fırladı; biraz sonra geldi elinde kağıt kalemle. Muhtar Recep, "Kerim, dediklerimi aynı yaz oğlum” dedi, şöyle biraz düşündükten sonra, artık halk arasında etrafı dikkate almadan, sadece kendi bildiğini yapan, "oku doğrusuna giden" insanları tarif etmek için kullanılacak olan ifadeyi içeren o meşhur ilmühaberi yazdırdı oğluna:İLMÜHABER"Dikkat! Dikkat! Kadir Adana’ya gidiyor. Değip dokunan olmasın!”
(imza-mühür)
8 Ocak 2015 Perşembe
UYUŞTURUCU İLE NASIL MÜCADELE EDİLMEZ?[1] (KARA MİZAH)[2]
(Bu yazı İdarecinin Sesi Dergisinin Aralık 2014/163. sayısında yayınlanmıştır.)
Kamu yönetiminin işleyişi ile ilgili hemen hemen her çalışmada kamu
hizmetlerinin nasıl sunulması gerektiği, hangi yöntem, araç, usul ve
kaynakların –nasıl- kullanılacağı, hangi nitelikte personelin istihdam edilmesi
gerektiği gibi hep "olması gereken" bakış açısıyla bir
açıklama yapılmaya çalışılır. Bu yöntem, kendi içerisinde tutarlı bir
yaklaşımdır ve pozitif-doğrusal bir bakış açısını yansıtır. Yani belirlenen/hedeflenen
amaçlara ulaşılması için izlenmesi gereken yol ve yöntemlerin neler olması
gerektiği ile ilgilidir. Varsayımı ise, bu yol ve yöntemler kullanıldığında
sonucun istendiği şekilde olacağıdır.
Böyle olmakla birlikte, etkili olacağını düşündüğümüz bir izah tarzı ise,
kamu hizmetlerinin sunumunda hangi yol ve yöntemlerin, araçların ve personelin kullanılmaması
gerektiğine dikkat çeken, "olmaması gereken" bakış
açısıdır. Birinci bakış açısının aksine, bu bakış açısı uygulamada
karşılaşılan/karşılaşılacak olan ve hizmet sunumunu olumsuz etkileyen/etkileyecek
faktörleri öne çıkarmaktadır. Biraz zorlandığında "kamu politikası
başarısızlığı" kavramının sebeplerine denk düşen bu yöntemde "sonucun başarısız olması için
yapılması gerekenler" sıralanmaktadır. Teori kısmına ve kamu
politikası süreçlerine fazla girmeden, -biraz da mizahi bir yaklaşımla- basit
bir sistematikle bu husus ülkedeki uyuşturucu ile mücadele politikası üzerinden
aşağıdaki gibi örneklendirilebilir.
Uyuşturucu ile mücadelenin arzı azaltmak, talebi azaltmak, erişimi
engellemek, tedavi ve rehabilitasyon, topluma kazandırmak, istihdam gibi birçok
boyutu bulunmaktadır. Bu boyutların her
biri kendi içinde teknik ve bürokratik birçok süreç ve aşamalara ayrılmaktadır.
Ayrıca bu boyutlardan her biri kamu yönetimi mekanizmasında farklı farklı
örgütlerin, kurumlarım ve birimlerin görev, sorumluluk ve yetki alanına
düşmektedir.
Yukarıda değindiğimiz yöntem gereği, "uyuşturucu ile nasıl mücadele
edilmez?" başlığı altındaki tespit ve önerileri şöyle sıralayabiliriz:
a) Uyuşturucu ile etkin bir mücadele yapılmaması için öncelikle bu konunun
toplumun, dolayısı ile hükumetin gündemine alınmaması gerekir. Bunun
için de, mücadele sürecinde yer alacak bütün kişi, kurum ve aktörlerin bu
sorunu dile getirmemesi, "ülkenin uyuşturucu diye bir sorunu yok"
yorumunu yaptıracak şekilde olumlu tavır takınmaları elzemdir. Bu tavır her
şeyin yolunda gittiğine dair kanaati güçlendirecek ve sorumluları bu konuda
doğru bir politika izlediklerine inandıracaktır.
b) Uyuşturucu sorunu ile ilgili bu "genel suskunluktan" sonra,
dünyadaki uyuşturucu durumunu ve bu arada ülke ile ilgili uluslararası değerlendirmeleri
"es geçmek" ve ülkenin "transit ülke" olmaktan
çıkıp "hedef ülke" olduğu yönündeki bazı "çatlak ses
çıkaran" değerlendirmeleri de dikkate almamak, hatta tersi yönde
kamuoyu oluşturmak gereklidir. Sınırlarda kaçakçılık yapıldığı iddialarının
kara propaganda olduğunun altı mutlaka çizilmelidir.
c) Hükumetin gündemine girmeyen böyle bir konuda, yani "olmayan bir
sorunla" ilgili olarak kamu yönetimi organlarına mücadele görevi
de vermemek, var olanların da uygulanmamasını sağlamak önemlidir. İlla
görev verilmek zorunda kalınırsa basitlikten uzak, karmaşık bir
dil ve görev tanımı yapılmalıdır.
ç) Hasbelkader daha önceden kurumlara görev olarak verilmiş hususular
varsa, bunların da mümkün olduğu kadar çok, çeşitli ve koordine
edilmesi zor birimler arasında dağıtılmasını zorlamak gerekecektir.
Çünkü mücadele ile ilgili ne kadar çok sorumlu/sorunlu kurum/birim/kişi olursa
amaca (mücadele etmemeye) ulaşmak da o kadar muhtemel olacaktır. Basit
devlet ilkesinden uzak durulmalıdır.
d) Görev ve yetkiler mümkün olduğunca dağınık hale getirildikten sonra
bunları merkezden veya taşrada il düzeyinde koordine edecek bir
irade/organ/makam oluşturmaktan itinayla kaçınmak gereklidir. Bu
sayede herkes canla başla başına buyruk çalışacak ve kamuoyu kamunun çabalarını
görecektir. Neticede ne elde edildiğini kamuoyunun bilmesi o kadar önemli
değildir. "İmaj her şeydir!"
e) Merkezi düzeyde gündeme girmeyen, organizasyon olarak bütünlük içinde
ele alınmayan, koordinasyonuna gerek duyulmayan bir konuda muhtemel olarak
ortaya çıkacak ve genel iradeyi yanlış yorumlayacak "gayretkeşlerin"
de kontrol altına alınması gereklidir. Bununla kastettiğimiz
nitelikli, çalışkan, fedakar, vatansever ve toplumun geleceği kaygısını
taşıyanları bu sürece dahil etmemek, var olanları da "saf dışı"
bırakmaktır. Maazallah, bunlar kontrol edilmezse süreç istenenin tam tersi
olarak sonuçlanabilir.
f) “Uyuşturucu ile mücadele edeceğim” diye proje yapan, bir şeyler
yapabilmek için ortaya çıkan -bütün yukarıdaki engellere rağmen- STK, MİA, ABC,
DEF, XYZ gibi yapı, kişi, kurum ve kuruluşlara bütçenin
"b"sini göstermemek en hayati bir öneme sahiptir.
g) Yukarıdaki aşamaların devamı olarak sahadaki "uygulamamaları"
da denetlemek ve değerlendirmek yanlışına düşülmemelidir. Zira merkez
ne düşünüyorsa aynından fazlası taşrada "misli ile yapılmaktadır!"
ı) Kullanılacak dilin önemi gereği, uyuşturucu maddeler "zehir"
yerine "keyif verici madde" şeklinde adlandırılmalı;
gençlere cazip gelen sokak jargonundaki "kafam bi milyon",
"neyin kafasını yaşıyorsun sen?" gibi güzel Türkçe ifadeler sık
sık tekrarlanmalıdır.
i) Uyuşturucu kullanan “kafası güzellerin” kafasını bozacak arama, yakalama, gözaltı, yargılama ve
“içeri tıkma” gibi “arkaik” adli uygulamalara girişilmemeli, mevzuatta bu
“sosyal gerçekliğe” müeyyide öngören hükümlere yer verilmemeli, var olanların
da uygulanmaması için çaba sarf edilmelidir.
j) Olmadığı hususunda “concensus” sağlanan uyuşturucu bağımlılığının
tedavisine dönük AMATEM ve ÇEMATEM gibi
tesisler inşa edilmemeli, var olanlar da “atem tutem men seni” diye “ti’ye alınmalıdır. Buralarda tedavi olmak
kişinin “ihtiyarına” bırakılmalı, gençleri zorla buraya getirmemelidir.
k) Buraların bağımlılar için cazip olmaması için mutlaka hastanelerin
bodrum katlarında, psikiyatri servisi ile iç içe ve bakımsız yerler bu amaçla
ayrılmalı, burada çalışacak “divanelerin” de akıllanıp bu kararlarından vazgeçmeleri
için ödemeler, çalışma şartları ve motive edici her unsur aşağıya doğru
çekilmeli, “illa çalışmak istiyorum” diyen olursa bunlara psikiyatriden rapor
aldırılmalıdır.
l) “Her konuda tek sorumlu” olma yolundaki yerel yönetimlere var olmayan uyuşturucu sorunu ile ilgili görev ve sorumluluk verilmemeli,
kendileri zahmete sokulmamalıdır.
m) Olmaz ya, diyelim ki uyuşturucu bağımlısı birisi yakalandı, tedavi olmak
istedi, -yine olmaz ya- tedavi süresini de tamamladı; kendisi hemen “geldiği
yere geri salınmalı”, sosyal
rehabilitasyon, istihdam gibi konulara gerek duyulmamalı ki, bu arkadaş kısa
süre sonra uyuşturucuya “kaldığı yerden devam” edebilsin.
Not: Bu yazıdaki amacı doğru yorumlayıp "tersine iş yapabilecek"
kapasitede olanları da (e) bendindeki uygulamalara dahil etmek gerekecektir.
[1]
Bu yazı uyuşturucu ile mücadelenin sahada nasıl
yapıldığına dair araştırmalar sırasında karşılaşılan mantıksızlıkların
ruhumuzda yarattığı kızgınlıkların özetlenmiş halidir. Ciddiye alınmaması
herkesin hayrınadır.
[2] Kara mizah: Yalnız güldürmeyi değil, düşündürmeyi ve yergiyi
de amaçlayan mizah (TDK).
1 Ocak 2015 Perşembe
SARIKAMIŞ AĞIDI
Tarihimizin en "soğuk" sayfasını
oluşturan, Doğu Cephesinde kara kışa kurban verdiğimiz doksan bin civarındaki
şehitlerimiz için yakılan yüzlerce ağıttan birisi, en meşhuru Sarıkamış Ağıdı.
Ağıt geleneğinin en canlı olduğu Avşar boyundan ümmi bir kadının söylediği,
yürekten kopup gelen ağıt, tarih derslerinde buradaki harekatla ilgili bölümde
mutlaka öğrencilere dinletilmeli.
Kayseri/Pınarbaşı’nın Sindel (Kayabaşı) Köyünden
Kara Zala (Zeliha)’ya ait olduğu söylenen ağıt aynı köyden başkalarının da
eklemeleri ile uzun bir ağıt olmuştur. Ancak bu dilden dile dolaşan ağıtları 4
kişinin söylediği rivayet ediliyor. Bu bilgiler kesin olmamakla birlikte,
söyleyenler şöyle:
1) Kara Zala
2) Molla Mustafa, Hasan Ağa’nın oğlu, Memiş’in kardeşi
3) Hamma. Kocasıyla birlikte 6 kayını savaşa giden, Bekir Ağa’nın gelini, savaştan tek sağ dönen Bayazıt (Eyri) Çavuş’un karısı.
4) Sırıklı Döndü. Bekir Ağa’nın karısı ve savaşta ölen 6 kardeşten biri olan Hüseyin’in anası
2) Molla Mustafa, Hasan Ağa’nın oğlu, Memiş’in kardeşi
3) Hamma. Kocasıyla birlikte 6 kayını savaşa giden, Bekir Ağa’nın gelini, savaştan tek sağ dönen Bayazıt (Eyri) Çavuş’un karısı.
4) Sırıklı Döndü. Bekir Ağa’nın karısı ve savaşta ölen 6 kardeşten biri olan Hüseyin’in anası
(Kaynak: Sindel Köylüleri)
Bu ağıdın halk ağzıyla söylenişi yürekleri parçalar. Aşağıdaki linkten bir
örneğini dinleyebilirsiniz:
Allah hepsine gani gani rahmet eylesin.
---------------------*------------*---------------
Sarıkamış Ağıdının söyleyenlere göre sözleri aşağıdadır:
KARA ZALA
Yüce dağdan yüce dağa
Yalım vurdu koca dağa
Gayri telime tokanma
Ben ölüyom Hasan Ağa
Kaç gün oldu Anşa öleli
Alnında kaşı hilali
Alıbazın anasıyım
İndi boğazı laleli
Sarıkamış Altınbulak
Soğanlı’yı biz ne bilek?
Bizim uşak gökçek gezer
Ağca zubun gara yelek
Yüce dağdan yüce dağa
Yalım vurdu koca dağa
Gayri telime tokanma
Ben ölüyom Hasan Ağa
Kaç gün oldu Anşa öleli
Alnında kaşı hilali
Alıbazın anasıyım
İndi boğazı laleli
Sarıkamış Altınbulak
Soğanlı’yı biz ne bilek?
Bizim uşak gökçek gezer
Ağca zubun gara yelek
Ayşe bekar, Cennet bekar
Acemi talime çıkar
Dört oğlum sefer ağzında
Yusufum (Topalım) gahrımı çeker
Kuşağı belime sardım
Gışlanın önüne vardım
Dört oğlum asker deyince
Orda bir aferin aldım
Gadasını aldığım Eşe
Tekerim dayandı daşa
Seferiberliği durdur
Elin öpem Enver paşa
Şu taşları çektiriyim
Hep dereye döktürüyüm
Musa Ağam ayaklı yapsın
Bende gazi yaptırıyım
MOLLA
MUSTAFA
Sivas’tan Sarıkamış’tan
Bir habar verin Memiş’ten
Yavaş indir arabacı
Gardaş inemez yokuştan
(Sivas’tan, Sarıkamış’tan
Yatamıyom kara düşten
Hastam zayıf arabacı
Ağır indirin inişten)
Yatamıyom kara düşten
Hastam zayıf arabacı
Ağır indirin inişten)
Aziziye baba yurdum
Kafkaslara tabya kurdum
Benim korkum Urus değil
Kara gışa kurban verdim
Çadırlar dağa kuruldu
Hücum borusu vuruldu
Hücum borusu vuruldu
Bir Sarıkamış uğruna
Doksan bin şehit verildi
Sarıkamış derler ordunun yeri
Yaralanan asker sevk olur geri
Yaralanan asker sevk olur geri
Benim gardaşımın iki adı var
Birisi Memiş de birisi Sarı
Birisi Memiş de birisi Sarı
Sarıkamış derler ordu dergaha
Garıkmış elleri tutmaz parmağa
Yaralı Suvaz’a (Sivas) gelen Memiş’in
Garıkmış elleri tutmaz parmağa
Yaralı Suvaz’a (Sivas) gelen Memiş’in
Ta Sindel’e geldi ganlı köynağa
Gayanın başına çıkar
Derelere eder zılgıt
Şarapnal gelip vuruncaaz
Ganı akmış ılgıt ılgıt
Elin elime alır da
Giderim dereye aşşağa
Danedim (baktım) de göremedim
Gayıp emmimin uşağı
SIRIKLI DÖNDÜ
Oğlu olanlar herk ediyor
Edemeyenler terk ediyor
Her nereye baktımısa
Gelin kız çifte gidiyor
Yüzbaşılar binbaşılar
Tabur taburu karşılar
Yağmur yaayıp gün daence
Yatan şehitler ışılar
Yumam ırbıgın dışını
Belaya goydun başımı
Soysuz mu ki benim oğlum
Goyup gelmez gardaşını
HAMMA
Sarıkamış ne aralı
Kimi ölmüş kimi yaralı
Bunu duyan var mı ola
Yalan dünya kurulalı?
İbrişimin gozaları
Battı Avşar gazaları
Sarıkamış’ta galdılar
Gonca gülün tazeleri
Hava soğuk kış geliyor
Bilmeyene hoş geliyor
Şarkışlaya giden ganı (kağnı)
Dolu gidip boş geliyor
Aşağıdaki dörtlükleri de 6 kardeşi Sarıkamış’ta şehit olan Bekir Ağa’nın
kızı FATİŞ söylüyor:
Dokuz gardaşı ölenin
Benim gibi olur bacısı
Sivas’a tabur dökülmüş
Benim anamın kuzusu
Böyle uzun dal mı olur
Böyle çürük soy mu olur
Bir obadan bir ocaktan
Altı gelin dul mu galır.
Aşağıdaki dörtlükleri kimin söylediği belli değil. Ancak Sarıkamış ağıdı
olarak bunlar da söyleniyor.
Uşak gider sürüyünen
Mehter öter boruyunan
Her nereye vardıyısam
Bir gelin var, karıyınan
Mehter öter boruyunan
Her nereye vardıyısam
Bir gelin var, karıyınan
Erzincan'ın fakıları
Ezan sünnet etti mola?
Avşarelli oğlancığım
Camilerde yattı mola?
Yaşa emmim oğlu yaşa,
İn atını bağla taşa.
Ne Sivas'ta eğleniyon
Öte gitsen olun paşa
Şu öksüz de dil bilmiyor
Ben oldum onun anası.
Özne misin (damat)
Sürmel'oğlum
Hani eliyin kınası?
Mor kefiye başlarında
Su içtiğim teştlerinde
Bizim uşak av ediyor
Şu Kaman'ın taşlarında
Soğanlı'da bir harp oldu
Nice canlar orda kaldı
Sarıkamış alınınca
Sağ olanlar mektup saldı
Gelinler öksüz nen'liyor
Emiş'in alnı parlıyor
Sağından yaralı aslan
Solundan kanı damlıyor
Sarıkamış görkemlice
Alnı kara perçemlice
Şu geline sahip gerek
Tor kalmadı sümsüm koca
Bu zamanda adamm' gider
Dağları bürüdü gırcı (ince kar-dolu)
Sarıkamış ta kalanın
Teri kokar burcu burcu
Karlı dağların yelkesi
Geçti feleğin öykesi
Ağca zıbın kara yelek
Geldi şehidin soyhası
Bir kurt dadandı desteme
Bir oğlan düştü hıstama (pay)
Kağıt yazar tel çekerim
Sadırazam Şeyhülislama
üç oğlum var üç taburda
Silahlar dolu kuburda
Aman oğlum sabır eyle
Çok keramet var sabırda
Kalktı ekin, kaldı firez
Cahallar (gençler) almadı muraz
Yenile onbeşli gitti
Yüzü gül gül, dudak kiraz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)